about me

TRick o'clock

29.03.2008

elbise

Elbise, dazlak kambur nankör iblis’e nasıl da yakışıyordu. Ama işte karizma.. karışma.. işine bak.. önüne bak.. kendinle ilgilen.

Hatta yaylan!

HADEEE!!!

Nooldu yavrum?

Yine kâbus mu gördün?

Evet..

Hmmm.. geçmiş olsun..

Hadi uyumana devam et, su içceğn mi?

Evet..

Taam, getireyim.. getireyim mi?

Evet..

Bekle, taam mı.. gelceğm dur, çok mu korktun?

Evet..

Oy, oyy, oyyyyyerim ben seni, nası da korkmuşmuş, uyy benim bebişim.. şimdi iyi misin? iç..

Ohh, evet..

İyisin di mi?

Evet..

Hadi şimdi güzel rüyâ görceğz, di mi?

Evet..

Almanya, çimenlik.. güneş bulutlu, hava serin rüzgârlı.. öğldensonra, göl kıyısı.. kazlar koşuşuyo, iki kuğu güneşleniyo bulutların arasından ışıyan boşluktan doğal spotların tam içinde, suyu dalgalandırarak zarifçe, hep ileri, hep dimdik asil, suyun altına da daldırsa boynunu baş aşağı gaga önde..

Şurdaki Mahsunî, elbette adını ünlü ozandan almış, Sivas’lı alevî bir ailesi var, 10 yaşına gelmeden tüm Georgsmarienhütte’nin çocuklarını ayaklarının etrafında koşturuyordu, kimse topu kapamıyordu.. bu rüyadaki zamanda henüz 6 yaşında falan, onun da renkli bisikleti var, henüz Nazmi’nin en sevdiği arkadaşlarından en sevdiklerinden;

İleride 15 yaş civarı Mahsunî’leri ailecek ziyaret ettiler - Kozyatağ’ civarı oturuyorlardı -..

Onun haricinde birtek büyükler bi iki görüşmüşler herhalde, Nazmi’nin bi büyüğü olan Coşkun’un da ayrıca Mahsunî’nin abisi Cemâl’le olan ‘yorgunum dostlarım’ macerası mevzu’u dışında.. o hikâyede Coşkun’un ‘amel’ (ishâl karın ağrısı) olası tutmuş, Cemâl de “betona yat, ağrısını çeker!” demesi üzerine yere yatınca geçmemiş mi, aksine ana’mızın hep beynimize beynimize işlediği “soğga oturma, bak nereye yatmış, gah bahiym!” şeklindeki doktrineri revoluşıneri, anayasal madde fikri ağır basmış, Coşkun da ağır ağrılara dayanamayıp tekrar ayağa kalkıp yere mi basmış, kusmuş mu, küsmüş mü.. neticede ve de sonuçta, aynı gün aynı gezmede İbo‘nun işte o ‘yorgunum dostlarım!’.. dediği kaseti almışlar beraber, Coşkun da bayılmış İbo’ya.. normalde Kinks, Art of Noise, Yello, ve işte apayrı bir playlist’i olmasına inat.. Ayrıca Cemâl, biraz saz falan da çalıyordu herhalde, normalde gitar ve bas meraklısı olan Coşkun ondan gördüklerini evde baba’mızın sazında birebir yapmaya çalışırdı, eh.. yapardık da.. Coşkun ne yaparsa, Nazmi de hemen aynındandı çünkü..

Genelde Coşkun’un hep her şeyini kopya etmeceydi Nazmi’nin en büyük hobisi bi yandan, daha büyük ağabeylerini sadece sevip sayıp, onların hayranlıkla sözlerini tutmak yetiyordu.. Şevki’den bilge olmayı, düzgün koşmayı, kimseyle dalga geçmemeyi, ırk ve din ve dil ve mezhep ve yaşam tarzı ayırımcılığı yapmamayı, acele etmemeyi, sakin olmayı, dürüst ve mütevazi olmayı, esprili ve sevecen olmayı, resimde dehayı, fikirde keskinliği, yargıda ayıklığı, umutta tükenmezliği, sevgide doğayı, doğada hayvanları, hayvanlarda bitki böceği, örümceğe saygıyı, güzele sevdayı ama önce: vicdanda mutlağı..

Bebeklikten present time’a kadar..

Ablası’ndan öz olmayı, özgürlüğü, yere basmayı, yaşam sevincini, ..Celâl’den cesâreti, rahmetli Mustafa abi’sinden de olmayı öğrendi Nazmi..

Yani aslında 0-5 yaş arası olan dönemde oluyo bu..

Coşkun’un da işte Nazmi’nin o döneminde, hep her bi şeyi koç önceliğiyle Nazmi’yi tahrik edercesine gözlerinin önünde yapması ve bunun sonucunda Nazmi’nin de gerek bi arabayı uçurarak sürmek, gerek bele kılıçlı kemer takmak, her türlü bişeyi işte Nazmi de 2 dk geçmeden görür görmez, hem de yaş farkına rağmen daha estetik, daha mükemmel yapabilmesi ilginçti.. ta ki Coşkun, İstanbul’a taşınılması sonrası Almanya’ya dönmeyi kafasına koyup kendini bodrum katına kapatana ve aileyi böylece ikna edip kendini Almanya’ya gönderttiği güne kadar.. çünkü Nazmi de sırf Coşkun yaptı diye Almanya’ya dönmeyi isteyemezdi. Zaten ona orda kim bakacaktı, Celâl ve Şevki kendilerine zor bakacaktı, Coşkun da 15’di en azından.. bi oda yeterdi, zaten her şeyi kontrolü altındaydı ya ortamın, otobüslerin saatleri, dükkanlardakilerin fiyatları,..

Nazmi İstanbul’da kaldı.

12 buçukdu yaşı İstanbul’a taşındıklarında, sonra ara ara hep ziyaret etdi tabi Almanyayı da, 2008 temmuz’da toplamda 16 yıl geçirmiş sayılacak Nazmi, nâm-ı diğer ‘Kırmızı’..

Almanya için kronometre toplamda 21 yıl biriktirmiş. Şu an.

2008 ocak açısından..

Hiç yorum yok: