about me

TRick o'clock

29.03.2008

sıradan bir polisiye filmi değil

Ormanlıkta bir ceset; “hayır, bu öyle sıradan bir polisiye filmi değil.” yazıyo çıplak sırtında, yazının etrafı kaymakla süslenmiş çileklerle çevrilmiş.

Ceset dişi beden. Ayaklarında siyah ince nylon çorap var.. daha doğrusu, ayaklar çorapların içine konmuş, yani kesildikten sonra. Muhtemelen ayaklarından açılan kısımdan akan kan, vücudun ölüm sebebiymiş, sol sırt kaburgasındaki suç aleti, yani zarif bir bıçak, ayaklar kesilip beden de kan kaybından öldükten sonra saplanmış.. - çünkü kan çıkmamış, vücut kanı kesikten boşalmış-.

Beklenmiş, hatta kamp kurmuş veya kurmuşlar; yani cani veya caniler..

Soru işaretleri ve yıldız, karikatür, çiçek, böcek.. büssürü resim çizilmiş kamp ateşinin kenarındaki küllerde sopalarla.. herhangi bi hayvan kesen piknikçiler gibi takılmışlar, ya da takılmış, kurbanını süsleyip sergileyen meçhul sanatçı..

Çok geçmeden, popüler televizyon kitlesi toplumunun bu vak’a karşısındaki ilgisini itecek şey, kızın annesinin cesedi teşhisinden sonra yaptığı açıklamalardı..: “haa, satanismiş..”, “uyuşturucu gullanıyomuş..”, “çohdan orosbo olmuş o anacım, bahsana”, “amaaaaan!” diyerek olayı ‘çözen’, ‘analiz eden’ milyonlarca insan, yaşlı genç, ..

“Kızım esrar kullanıyordu, bally çekiyodu, serseri rakçı arkadaşları vardı, 12’sinden itibaren zaten pek de eve gelmezdi, bizi özlediğinde falan işte” diye konuşmaya başlamıştı annesi kızın, ki henüz bu cümleleri bitmeden, ekran karşısındakilerin büyük bir kısmı başka kanallara zaplamıştı bile..

“Ufo’lara takmıştı kafayı.. bikaç yıldır güzelliklerden ve dünya barışından söz ederdi hep, ‘..kıyametteyiz, sırat köprüsündeyiz’ derdi.. Bu hoşuma gitmişti, biz ateist bir aileyiz, devrimciyiz, içeriz, karşıyız, düşünürüz, severiz, ölmeyiz.. kızım ölmedi, bedenini terk etdi..”

Ekran başında hala kadının açıklamalarını dinlemeyi kesmeyenlerden birkaçını son cümleler kumandaya uzanıp sesi açmaya yönlendirmiş, hemen internet üzerinden bu konularla ilgili olan o an müsait durumda kimler varsa ekran başına geçmişti.. çaylar demlenmiş, muhabbet ısınmıştı..

Polis şaşkındı, narkotik ve diğerleri işte.. kızın evini ziyaretler başlamıştı, polis de sivil kıyafetle odasını alt üst ediyordu.. kızın yazdıklarına el koyuldu, annesi tekrar geri vermelerini rica etti, yani işleri biterse o defterlerle en yakın zamanda..

Hiç üzgün durmuyodu, hatta kahkahalar atıyordu, evdeki ses sistemi de son sesteydi ve çeşitli müzikler çalıyordu, daha ziyade progresif rock tarzı şeyler..

“biz kızımla en son olarak 3 yıl evvel görüştük, yani bedensel olarak” dedi televizyoncuların uzattığı mikrofona, kameraya el sallamayı da ihmal etmedi..

“Hayır, ‘acaba’ diye sesli düşündüğüm sırada bahsettim canım geçmişindeki serseriliğinden, ‘acaba tekrar onlarla mı buluştu?’ oldum, o kadar.. doğal olarak insan bir açıklama arıyor ya işte.. ! Hahaha..!”

‘Şoka girdi herhalde’ diye birbirleriyle fısıldaşmaya başlayan polislerin şaşkınlığı, evdeki ziyaretçilerin vurduğu darbenin altında ezilmişti bir de çoktan, çünkü dans etmeye başlamışlardı.. hem de ellerinde biralarla, sigaralarla.. kahkahalar atarak.. polisin şaşkınlığının üstüne olayı hala canlı yayından izleyenlerinkini katınca, kadının “kötü şeyler düşünmeyelim, kötü şeyler düşünmek, sadece zaman israfıdır, boştur..” deyişi kitlevi anlamda bir etki yaptı, onbinlerce insanın aynı anda gözlerinin önüne kaymakla süslenmiş çilek görüntüsü geldi, ve ama yazı unutulmuştu bile.. sırta saplanan bıçak görüntüsünü bile unutmuştu herkes, “kötü şeyler düşünmeyelim” cümlesi, ilgili onbinlerin kadını ve evde dans edenleri anlamasına yetmişti.. “yaşadığı topluma acil bir mesaj vermek istemiş kızımın beden terkine vesile olan insan..”

Onbinlerce zihindeki kaymaklı çileğin tam orta yerine oturtmuştu kadın son cümlesini.. Herkes, “ne yazıyordu ki orda?” diye mırıldanmaya başlamıştı..

“Kızımla çok iyi arkadaşızdır, hatta şu an gülmemi de o istiyor, buradakilerin dans etmesini de o rica etdi, ‘Allah’ıma kavuştum, niye tebrik etmiyorsunuz?’ dedi, ‘niye kutlamıyorsunuz?’ dedi, ‘sınavım bitdi’ dedi.. ‘hadi söz verdiğimiz gibi dans edin’ dedi.. biz ‘hangimiz ölse, üzülüp ağlamiycağz, kutliyp dans edip bayram ediceğz, çünkü Hak’ka, Yaradan’a, Gerçeğ’e kavuşuyoruz!” diye söz vermiştik hep birlikte..” dedi kadın, sonra tekrar kahkahalar atarak kendini dans edenlerin arasına salıverdi..

Ertesi gün gazetelerin çoğunun başsayfasını kızın sırtının ve üzerindeki kaymaklı çileklerle çevrilmiş yazının fotoğrafları şereflendirebilmişti..

“Hayır, bu öyle sıradan bir polisiye filmi değil.”


Küçük fotoğraflarda kızın yakınlarda çekilmemiş vesikalık bakışı, ve polisin güya el koyduğu defterlerin, ve kısmen içinde yazan şeylerden oluşan bir potpuri sunulmuştu..

Siyah naylon çorap içine konulmuş ayaklarının da ayrıca fotoğrafı orta büyüklükteydi, kimi gazetelerdeyse tam sayfa olarak da tercih edilmişti.

“Kızın, defterindeki yazılara dayanılarak elde edilen verilere göre, aylardır ölüm tehdidi aldığı belirlendi.

İnternet ortamında, tanıştığı kızlara ‘ben tutucu dinci bir ailenin çocuğuyum, zorla camiye gönderiyolar, zorla namaz kıldırıyorlar, lütfen bana küfret! O zaman rahatlıyorum, üstüne sana para da veririm, çok zenginiz.. annem küfreden kızlarla konuşmama çok kızar, lütfen bana küfret, lütfen!’ diye yalvaran bir şahıs, küfretmeyenleri tehdit etmeye başlıyormuş..”

Şeklindeki haber, “acaba cani bulundu mu?” dedirtti insanlara..

Kısa sürede bulunan ilginç eleman, meğerse sıkıntıdan yalandan hikayeler uyduran bir kız çıktı.. “yok, olamaz..” dendi, “ne ilgisi var?” dendi, cinsellik şartlanması bu kızın bu olayla ilgisi olmadığı görüşünü sağladı.

Kızın annesinin söyledikleri, “zavallı delirmiş” mantığıyla üçüncü sayfaya yetebilmişti.

…………….

Zaten olsundu, kadın böyle olmasından mutluydu, mümkün olduğunca çabuk biçimde konu kapansındı.

Kaymaklı çilek yemek istiyordu çok acil olarak.

Boynunu kıtlattı, mutfağa gidip çay aldı, bi sigara içti ve sonra yattı.

Uyuyamadı, arabasına bindi ve hiç tereddüt etmeden yakındaki benzinliğe gidip naylon çorap aldı. Siyah, ince, parlak..

Kasiyer onu tanıyordu zaten ve durumu tv’den izlemişti..

“Kızım naylon çorabı hiç sevmezdi, giymezdi..” dedi, kasiyer “başımız sağolsun!” deyince..

Bir anda çorabı paketinden çıkardı, yarı dans edercesine, bi yandan kahkahalar atarak giymeye başladı oracıkta..

“ama kaymaklı çileği ikimiz de aşırı severiz.. hahaha.. mevsiminde yemeliymişiz meyvaları.. hem erkekseniz oturarak işeyin! Yemezler! Hahaha!”

Kasiyer anlayış göstermiş, kadınla beraber gülmeye başlamıştı..

“Bana bira ver!” dedi kadın, tokuşturdular..

“Uyandın mı?” dedi ölen kız, “hayır, uyuyorum” dedi annesi.

Altı hafta sonra birkaç genç o kasiyeri vurdular.

Yakalandılar ve elleri arkadan kelepçeli vaziyette minibüsten indirilirken kameralara “bu öyle sıradan bir polisiye filmi değil!” diye bağırdılar.

Zaten hiç saklanmamışlarmış, kasiyeri de kasıtlı vurmuşlar, ayaklarını kestikleri kızın sevgilisiymiş diyeymiş..


Kızı öldürenlerin yakalanmış olduğu haberi hemen yayıldı.

Kitle buna bayıldı.

Konu kapanmamıştı.

Anne kızmıştı buna.

Kimseye söylemeden bedenini terk etmeye karar verdi.

Gerisi malum, o da haber oldu.

Çünkü alışkanlık yapmıştı, üstüne koşuyordu ateşin.

Korkmamayı öğrenecekti.

Dans edenlerin en güzel dans ettiği yerde kahkahalar atıyor şimdi.

Kasiyer oydu.

Onu vurmuştu o gençler.

Kızın tek sevgilisini, annesini.

Zordu çok.

Kız ölmemişti.

O bir filmdi.

Polisiye filmi.

Sıradan olmayan bir polisiye filmi.

Kız yani.

Yani beden terkinden sonra, kendi çapında muhteşemdi, sıradan olmayan bir polisiye filmi gibi.

Kasiyerdi aslında.

Annesiydi kendisi.

Gençler hiç yoktu aslında.

Hayaliydi hepsi.



Dondurmanın çileklisinden istedi canı, kaymaklı ve çileklisinden.

Sis çöktü.

O da sisin içinde diz çöktü.

Hatta dizi çekti.

Annesine birtek dizi çekmişti.

Diğer yerleri kendisine benziyordu, yani annesine.

“Uyandın mı?” diye sordu kız.

“Hayır, uyuyorum” dedi kendisi.

Cesedini kendisi süslemişti.

Ayakları hiç olmamıştı.

YANİ KENDİSİNE SORARSANIZ…

Hiç beğenmiyordu ayaklarını zaten, ve olmamıştı ona göre, ya da olmasını istememişti..

Bakış açısıydı zaten.

Şimdi bir küçük üstgeçitin altından geçiyor kız.

Kartal bakışıyla karanlığı delerek.

Bakış açısı işte.

Yüzmeyi severdi.

Dalmayı çok severdi.

Şimdi balık tutuyor derekenarında, ayakları suda.

Güneş eflatun.

Bunun tadını çıkarıyor hatun.

Dereden.

Sonra bir kuyunun etrafında dört kişi, kurtarılmaya çalışılan kıza telkinde bulunuyorlar yukardan, ama kız baygın.

Üç gündür o kuyuda kurtarılmayı beklemiş, keşke mahalleden hiç uzaklaşmasaymış.

Ayakları kesilmek zorunda kalmayacakmış, kalsaymış mahalle içinde.

Uyandığında hastanedeydi küçük kız.. çiçekler, çikolatalar, hiçbiri hıçkırıklara kapıla kapıla bağıra bağıra ağlamasına engel olamadı, gördüğü kâbustan uyandığında kendi ayaklarını da kesilmiş bulunca.

Kâbusunda genç bi kızın ayaklarını kesmiş, kan kaybından ölmesini beklemiş, sonra da ayaklarını naylon çoraba koyup, sırtına “bu öyle sıradan bir polisiye filmi değil” yazmış, yazının etrafını da kaymaklı çileklerle süslemişlerdi.

Bu genç kızın annesi de televizyonlarda dans ederek “sakın kötü şeyler düşünmeyin” diyordu.

Sonra annesinin benzin istasyonunda kasiyer olan bi sevgilisi vardı, ..

‘..aman tanrım!’ olmuştu kızcağz, hüngür hüngür ağlamasın da nağpsındı..

“hayattasın ya!” diyordu herkes..

Özellikle hiç sevmediği komşu kızı, yeni evlenmiş olan.

Habire “takma kafana geçer diyp diyp, bi sol bacağı üste bi sağ bacağı üste atıyordu oturduğu yerde. Köşeden de diğer hastanın yakını delikanlı komşu kızının naylon çoraplı ayaklarını kesiyordu çaktıra çaktıra..

Düşündü küçük kız, komşu kızıyla sonbahar akşamlarında sahile inerlerdi, ve delikanlılar dolanırdı etraflarında.. komşu kızıyla böyle bir akşam yine gezmeye inmişlerdi, çay bahçesinde otururlarken yine böyle bir delikanlı da ikide bir komşu kızının naylon çoraplı ayaklarını kesiyodu iki masa öteden. Komşu kızı da bundan gayet memnun, cömertçe sergiliyordu ayaklarını, sandalyenin altında oynata oynata..

“senin gibilerin ayaklarını kesmek lazım!” diye düşünmüştü o zaman.

Sonra komşu kızı o gençle evlendi.

Ama kesilen kendi ayaklarıydı.

Şimdi de burada hastanede, hem de taze evli olmasına rağmen yine aynı şeyi yapıyordu.

Ayakkaplarının içinde oynatıp duruyordu ayaklarını, köşedeki delikanlı da onları kesiyordu.

3 hafta sonra küçük kıza protezleri takıldı, ve komşu kızı onu gezmeye götürmeyi teklif etti; hani ‘moral olsun’ hesabı.

Ormanlıkta piknik diye kararlaştırmışlardı ve komşu kızı bundan kimseye söz etmemeye söz vermişti, küçük kız öyle istemişti.

Küçük kız, komşu kızının kaymaklı çileğe bayıldığını biliyordu, “bak, ne getirdim!” dedi.

“Sen beni düşünceksin de ben bunun altında mı kalıcağm?”

“Ay çok tatlısın, ay bu çileklerden de tatlısın!” dedi komşu kızı.

10 dk. sonra sızdı komşu kızı. Küçük kız onu bi ağacın altına çekti ve havanın kararmasını bekledi. Sonra ta hastanedeyken bu anı planlayarak yürüttüğü yatıştırıcı iğnelerden bi düzine sıktı komşu kızına. Sonra da gayet soğukkanlı bi şekilde evden getirdiği en keskin tırtıklı bıçakla kesti onun ayaklarını. Ve getirdiği naylon çoraplara koydu ayakları. Komşu kızını yüzüstü çevirdi ve sırtına “bu hiç te öyle sıradan bir polisiye filmi değil” yazdı ve yazının etrafını kaymaklı çileklerle süsledi.

Sonra başladı pişmanlıktan ağlamaya. Onu kimse duymuyordu. Öylece bekledi sabaha kadar, komşu kızı buz gibi olmuştu.

Küçük kızı akıl hastanesine yatırdılar.

Her gün ağlıyordu.

Geceleri kâbuslardan hıçkırıklarla fırlıyordu.

Kendi kızı gibi severdi komşu kızı küçük kızı.

Evet, sekse düşkündü, çapkındı.. ama iyi bi komşu kızıydı.

Evlendiği genç, benzincide kasiyerdi.

Önce kötü bişey yapar, intikam mı almak istiyor yoksa diye, küçük deli cani kızı ilk ziyaret girişimleri engellendi genç delikanlı dul damadın.

Sonra doktor denetiminde izin verildi.

“Korkma, aksine iyi olmanı istiyorum!” dedi kıza.




“Sana kızgın değilim, sen kocaman bir okyanusta minicik bir damlasın, hepimiz gibi.”

Korkusunu ve şaşkınlığını aşmasına acil çözüm için de kaymaklı çilek getiriyordu sürekli, küçük kız da bütün hasta arkadaşlarıyla paylaşıyordu çilekleri.

İlginç bişey oldu ve küçük kıza, caniliğinden sonra - yeni evlendiği kızı öldürmüş olduğu için en fazla kin duyması gerektiği halde aksine ona – kimsenin göstermediği ilgi, şefkât ve arkadaşlığı, dostluğu sunmuş olan genç dul damat kasiyer, küçük kızı akıl hastanesindeki ilk ziyaretinden 3 hafta sonra benzinliğe soyguna gelen serserilerce öldürüldü.

Küçük kız ağır depresyona girdi önce, hiç haber alamıyordu genç dul damat kasiyerden kaç gündür. Sonra gazetedeki haberi gördü. Soyguncu değil, aşırı tutucu dinci psikopatlarmış kasiyer genç dul damadı öldürenler. Minibüsten indirilirlerken de “bu hiç de öyle sıradan bir polisiye filmi değil!” diye bağırmışlar, öyle yazıyordu gazetede fotoğraf altında.

Kapının çancıkları çaldı ve içeriye giren gençlerden biri montunun içinden makinelı bir tüfek çıkarıp ateş etmeye başladı.

Diğer üçü de “işte adamı böyle yaparlar, sen bunu hak ettin!” gibi şeyler söylüyorlardı.

Benzinliği işleten adam “kızım, kasaya göz kulak ol, ben geliyorum şimdi” demişti, gençler tezgâhın arkasında yere düşenin küçük bi kız olduğunu çözene kadar iş işten geçmişti.

Girip adamı vurup çıkacaklardı.

Küçük kızın yerde kanlar içindeki bedeninin birtek yeri görünüyordu tezgâhın arkasından: protez ayakları.

Beden terkinden sonra gidilen yerde, dereden balık tutan kız, kasiyer damat ve protezli küçük kız, kollarını açmış, polisin “ellerinizi kaldırarak dışarı çıkın, korkmayın!” demesine rağmen,

kolları havada dışarı çıkarken makinelı tüfeklerle taranan gençleri karşılıyorlar şimdi.

“Salaklar! ‘Ayaklarına ateş edin’ demiştim!” diye bağrındı polis şefi.

“Peki niye ille de ateş etme gereği duydunuz ki?” sorusuna, “bunların sağı solu belli mi olur, anlık bi hareketle el bombası da atar bunlar, ayaklarına ateş edilsin en azından ki, etkisiz hale gelsinler istemiştim, salaklar hepsini geberttiler.”

“Ayakları yerden kesilmişti izleyicinin, sinema çıkışındaki yorumları duysaydın..; hiç kimsenin aleyhte yorum yapmayı gözü kesmiyordu. Bu tarz filmler dışındakiler de hiç kesmiyor be abi. Öyle sıradan polisiyelerin zaten çoktan hesabı kesildi, yönetmenlerin halkla iletişiminin kesilmesinin doğal sonucu olarak.”

Tüm bunlar konuşulurken çocuklar da koltuğa yaslanmış, konuya kulak kesilmişlerdi pür dikkat.

“Oğlum, kalkın yerden bak, ayaklarınız hep buz kesecek!” dedi birinin annesi istemeden muhabbeti keserek.

Mutfaktan gelen tepsi masaya bırakıldı ve çilekli, kaymaklı pastanın kesileceğini anlar anlamaz ayağa fırladı çocuklar. Protezli olan küçük kız hariç, ..pastayı kesen komşu kızı ablası ona bi bakış attı, protezli kız iç çekerek göz kırpıp gülümsedi. Komşu kızı ablası çocuklardan birine “şunu da kardeşinize verin” diyerek protezli küçük kıza da bi tabak pasta gönderdi. Küçük kız tabağı aldı, yerinden hızla kalktı elleriyle ayak protezlerini düzeltip, bir anda kabadayı kesilerek, ona tabağı getirmiş olan çocukcağızın suratına yapıştırıverdi pastayı.

Köşeden komşu kızının ayaklarını kesmekte olan genç adam da “bu da başka bir bakış açısı!” deyince bir kahkaha kopuverdi.

“Bu hiç de öyle sıradan bir polisiye filmi değil! Tamam mı! Gülmeyiiiin!” diye bağrındı protezli küçük kız. Ama sesi kahkahaların içinde boğulmuş, kimse onu duymamıştı.

K.N.A. 21.01.’08

Hiç yorum yok: