17.08.2026

Tayland'lıların sâdece masaj yaptığını sananlara gelsin:


[Not: SANATiZM grubunda bu gönderinin altındaki yorum kısmına Nene Royal ile ilgili diğer eklediklerime de bakınız, lütfen.]

                                  👇

👉 facebook.com/share/p/1EVttxFEUM/ 👈
                                   
                                   👆

IHR POLITIKER, ICH SAG'S EUCH! (ULAN VAR YA!)

 

YOU POLITICIANS, I SWEAR! (ULAN VAR YA!)

 

15.08.2026

SiZ POLiTiKACILAR, ULAN VAR YA! [2nd Version]

 

Biz Kimiz ve Ne İstiyoruz? | Who We Are and What We Want

 

Biz Kimiz ve Ne İstiyoruz? | Who We Are and What We Want by kRasNi siRius

Kararsız değiliz; mevcut sistemi ve aktörlerini reddediyoruz. | We are not undecided; we reject the existing system and its actors.

Read on Substack

14.08.2026

Biz 'Kararsız' Değiliz — Biz Varız! | We’re Not 'Undecided' — We Exist!

 

Biz 'Kararsız' Değiliz — Biz Varız! | We’re Not 'Undecided' — We Exist! · kRasNi siRius tarafından

#HiçbirineOyYok diyenler EN KALABALIK KiTLE! | Those saying #NoVote4None are THE LARGEST GROUP!

Substack'te okuyun

13.08.2026

1.08.2026

My comment on Kim Iversen's video titled "Israel Flooded Spain with Migrants To Make A Point" | Kim Iversen'in "İsrail, Bir Mesaj Vermek İçin İspanya'yı Göçmenlerle Doldurdu" başlıklı videosuna yaptığım yorum

 

My comment on Kim Iversen's video titled "Israel Flooded Spain with Migrants To Make A Point" by kRasNi siRius

Kim Iversen'in "İsrail, Bir Mesaj Vermek İçin İspanya'yı Göçmenlerle Doldurdu" başlıklı videosuna yaptığım yorum (Çevirisi altta.)

Read on Substack

31.07.2026

Question 4 All Silent Artistz | Susan Sanatçılara Soru

(Çevirisi altta.)

Çevirisi:
O psikopat Siyonistlerin Gazze halkına uyguladığı soykırıma karşı hâlâ net bir tavır almamış tüm göz önündeki sanatçılara soru:
Bunun kariyerinizi olumsuz etkileyeceği korkusu mudur, dolayısıyla da temkinliliği midir bunun sebebi?

29.07.2026

NATO ve BRICS: Farklı Maskeler, Aynı Oyun | NATO and BRICS: Different Masks, Same Game [Substack | @OnlyThePeople | 29.07.2026]

 

NATO ve BRICS: Farklı Maskeler, Aynı Oyun | NATO and BRICS: Different Masks, Same Game · kRasNi siRius tarafından

NATO da BRICS de aynı zehirli yılanın dilinin iki ucu. | NATO and BRICS are two ends of the same snake’s tongue.

Substack'te okuyun

28.07.2026

#TopuDaKukla | #PuppetzAllOfThem [Substack | @OnlyThePeople | 28.07.2026]

 

#TopuDaKukla | #PuppetzAllOfThem by kRasNi siRius

ÇOCUKLARIN KANINI POLİTİK ŞOVA ÇEVİREN KUKLALAR | PUPPETS WHO TURN THE CHILDREN'S BLOOD INTO A POLITICAL SHOW

Read on Substack

25.07.2026

Ahtapotun Kollarıyla mı, Kendisiyle mi Mücâdele Ediyoruz? | Are We Fighting the Octopus's Tentacles, or the Octopus Itself?

 (Translation below.)


- Ahtapotun Kollarıyla mı, Kendisiyle mi Mücâdele Ediyoruz? -


Gazze'de çocukların öldürülmesine izin veren mekanizma kesin olarak durdurulmadıkça ve bunun için araya hiçbir politikacıyı, partiyi, STK'yı ya da başka hiçbir temsil mekanizmasını sokmadan **#SâdeceHalk** olarak uluslararası çapta eşzamanlı bir toplu reddedişte birleşilmedikçe; aynı mekanizma seni yerelde bir mâden şirketinin çevre talanına, veyâ bir yolsuzluğa karşı, ya da emekli maaşının artışı için verdiğin mücâdeleyle oyalamaya devam edecektir.


Hatta sana zaman zaman küçük zaferler de kazandıracaktır. Çünkü o küçük zaferler, mekanizmanın yenildiğini değil; tam tersine, meşrûiyetini yeniden üretebildiğini gösterir. Sen "Bak, demek ki bu sistemin içinde mücâdele edince sonuç alınabiliyormuş." diye sevinirken, aynı mekanizma başka yerlerde işlemeye; Gazze'de çocukların öldürülmesine izin vermeye devam eder.


Yâni sen ahtapotun tek bir koluna karşı mücâdeleyi asıl mücâdele sanıp zafer kazandığını sanırken, ahtapot "Ay kıyamam, bana ne güzel de manikür pedikür yaptın" diyerek sana - deyim yerindeyse - kıçıyla güler.


Bu, yerelde verdiğin mücâdelelerin önemsiz ya da anlamsız olduğu anlamına gelmez. Sorun, mücâdele etmen değil; seni, mekanizmanın bütünü yerine yalnızca sana uzanan koluna odaklamasıdır. Böylece kazandığını sandığın her küçük zaferin ardından, farkında bile olmadan aynı mekanizmanın meşrûiyetini yeniden üretmesine katkı sağlamış olursun.


Benim iddiâm şu: Aynı mekanizma Gazze'de süren soykırımın devamına da izin veriyor ve sen de o mekanizmanın yereldeki kuklalarıyla sınırlı bir mücâdeleyi yeterli görmeye başlıyorsan, istemeden de olsa aynı mekanizmanın meşrûiyetini yeniden üretmesine katkıda bulunmuş olursun. Kurulan tuzağın sinsiliği de tam burada yatıyor.


Siyâsi partiler, 'hükümetler' ve benzeri yapılar o ahtapotun yalnızca kollarıdır.


Senin odağının, kolları tek tek durdurmaya çalışmak değil; o ahtapotun bizzat kendisini durdurmak olması gerekir.


Çünkü ahtapotu durdurabilirsen, bütün kolları da aynı anda durmuş olur.


Şimdi düşün:


Tek tek kollarıyla mücâdele edip küçük zaferler kazandığını sanmak mı daha mantıklı, yoksa **#SâdeceHalk** olarak uluslararası çapta eşzamanlı ve barışçıl bir toplu reddedişte birleşerek, sorunun kaynağını hedef almak mı?


#TopuDaKukla #HiçbirineOyYok #HiÇ1PaRTi #TopyekûnTamBoykot #VekillikÇöpe #OnlineDoğrudanDemokrasi #SâdeceHalk

#ParasalSistemeSon #NeNakitNeDijital #İmececiDayanışmacıDüzen #İletişimHakikiAltındır

#SiYONiZMiOrtadanKaldır #GAZZEyiKurtar #FiLiSTiNiKurtar

#UyanUyan #VakitOVakittir



Translation:


 - Are We Fighting the Octopus's Tentacles, or the Octopus Itself? -


As long as the mechanism that allows children to be killed in Gaza is not permanently stopped—and as long as people do not unite internationally as **#OnlyThePeople**, in a simultaneous act of peaceful collective rejection, without placing any politicians, political parties, NGOs, or any other representative institutions in between—that same mechanism will continue to keep you occupied with local struggles: against the environmental destruction caused by a mining company, against corruption, or for an increase in your pension.


It may even grant you small victories from time to time.


Because those small victories do not prove that the mechanism has been defeated. On the contrary, they demonstrate that it is still capable of reproducing its own legitimacy. While you celebrate, saying, *"See? It is possible to achieve results by struggling within this system,"* that very same mechanism continues operating elsewhere—and continues allowing children to be killed in Gaza.


In other words, while you mistake your struggle against a single tentacle of the octopus for the real struggle and believe you have achieved victory, the octopus merely shrugs—as if to say, *"How sweet... thanks for the nice manicure and pedicure."*


This does **not** mean that your local struggles are unimportant or meaningless. The problem is not that you struggle, but that you are encouraged to focus only on the tentacle reaching toward you instead of the mechanism as a whole. As a result, every small victory you believe you have won may, without your realizing it, contribute to reproducing the legitimacy of that same mechanism.


My argument is this: the same mechanism also allows the ongoing genocide in Gaza to continue, and you begin to see a struggle limited to its local puppets as sufficient, thus—even unintentionally—you end up contributing to the continued legitimacy of that mechanism. That is precisely where the subtlety of the trap lies.


Political parties, "governments," and similar structures are nothing more than the tentacles of that octopus.


Your focus should not be on stopping the tentacles one by one, but on stopping the octopus itself.


Because if you can stop the octopus, all of its tentacles stop at the same time.


Now ask yourself:


Which is more rational?


To fight the tentacles one by one, believing you've won small victories...


or to unite internationally as **#OnlyThePeople** in a simultaneous, peaceful act of collective rejection, and confront the problem at its source?


#PuppetzAllOfThem #NoVote4None #NoPoliticalPartiezAtAll #TotalBoycottWorldwide #Reprezentativez2Trash #OnlineDirectDemocracy #OnlyThePeople

#EndTheMonetarySystem #NeitherCashNorDigital #CollaborativeSolidarityOrder #COMMUNICATIONizTheRealGold

#EliminateZionizm #FreeGaza #FreePalestine

#WakeUp #TheTimeIzNow

_________________


kRasNi siRius a.k.a. 'Kırmızı' Nazmî Akyıldız

✰TR✰i✰P3✰A✰rt✰

24.07.2026

THE FOOD PRINCE 👣

 (Translation below.)

THE FOOD PRINCE 👣

Bir Hayâl... Bir Davet... Birlikte Gerçekleştirebileceğimiz Bir Fikir...

Yıllar önce zihnimde filizlenen bir hayâli bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.

Henüz böyle bir proje yok.

Henüz böyle bir gönüllü ağ yok.

Henüz böyle bir sistem kurulmuş değil.

Ama ya hep birlikte mümkün kılsaydık?


Hayâl ettiğim şey çok basit...

Dünyanın neresinde olursa olsun; kurutulmuş meyveler başta olmak üzere, doğal ve uzun süre muhafaza edilebilen gıdaların, çevre dostu ve mümkünse doğada çözünebilen ambalajlar içerisinde, hiçbir ticari amaç güdülmeden, tamamıyla gönüllü insanların katkılarıyla ihtiyaç sâhiplerine ücretsiz ulaştırılması...

Her ambalajın üzerinde;

• ürünün adının,

• yetiştiği bölgenin,

• hasat tarihinin,

• kurutulma tarihinin,

• varsa diğer temel bilgilerin,

şeffaf biçimde yer alması...


En önemli ilke

Bu projenin en temel prensibi şudur:

Ürünün kaynağından ihtiyaç sâhibine ulaşıncaya kadar geçen hiçbir aşamada hiçbir kişi veya kuruluş herhangi bir ücret, kâr, komisyon veya maddî kazanç talep etmez.

Üretenden paketleyene...

Paketleyenden taşıyana...

Taşıyandan dağıtana...

Herkes tamamen gönüllülük esasıyla katkı sunar.

Bu, bir ticaret modeli değil;

bir dayanışma modelidir.


Ne sahibi var...

Ne lideri...

Ne de kahramanı...

Eğer bir gün gerçekleşirse...

Bu projenin ne bir sâhibi olacaktır...

Ne bir lideri...

Ne de bu fikir üzerinden kazanç, ün, prestij veya kişisel çıkar elde etmeye çalışan birileri...

Çünkü bazı fikirler sahiplenilmek için değil;

paylaşılmak için doğar.


Neden "The Food Prince 👣"?

Projenin adı The Food Prince 👣.

Logoda yer alan ayak izleri, İngilizcedeki footprints kavramına da ince bir gönderme niteliğindedir.

Bir bebeğe âit olduğunu varsaydığımız bu ayak izleri; masumiyeti, yeni başlangıçları, umudu, gelecek nesilleri ve insanlığın dünyada bırakmayı seçebileceği iyilik izlerini simgelemektedir.


Herkes katkı sunabilir

Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan herkes;

aynı proje adını,

aynı logo anlayışını,

aynı temel ilkeleri benimseyerek;

kendi bilgi, meslek, uzmanlık, yetenek ve imkânları doğrultusunda bu gönüllü dayanışma ağına katkı sunabilir.

Bir çiftçi olabilir...

Bir kurutma tesisi...

Bir grafik tasarımcısı...

Bir yazılımcı...

Bir şoför...

Bir ambalaj üreticisi...

Bir tercüman...

Bir öğrenci...

Bir emekli...

Ya da sadece paylaşmak isteyen biri...

Bu proje herkesindir.


O Bem Maior

Bu fikir, daha önce paylaştığım O Bem Maior (Bütünün Hayrı / The Greater Good) anlayışıyla aynı ruhu taşımaktadır.

Çünkü bence en doğru soru,

"Ben ne kazanacağım?" değil,

"Hep birlikte neyi mümkün kılabiliriz?" sorusudur.

Bu yönüyle The Food Prince, hayâl ettiğim #İmececiDayanışmacıDüzen anlayışının küçük ama somut örneklerinden biri olabilir.


Bir selam...

Açlığın azaltılması, gıdanın paylaşılması ve gönüllü dayanışma adına dünyanın dört bir yanında emek veren, isimlerini bilmediğimiz nice insanı ve oluşumu sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle #FoodNotBombs | #BombalaraKarşıSofralar gönüllülerine de ayrıca sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.

Yöntemlerimiz birebir aynı olmayabilir; ancak paylaşmanın, dayanışmanın ve insan onurunun yanında duran herkese gönülden teşekkür ediyorum.


İnsanlığın geleceği daha fazla üretmekte değil;

üretileni daha adil paylaşabilmektedir.

Henüz böyle bir ağ yok.

Ama olabilir.

Hep birlikte...

🌍

#TheFoodPrince

#SâdeceHalk | #OnlyThePeople

#İmececiDayanışmacıDüzen

#OBemMaior

#TopyekûnTamBoykot





THE FOOD PRINCE 👣

A Dream... An Invitation... An Idea We Can Build Together...

Many years ago, a simple dream took root in my mind.

Today, I would like to share it with you.

There is no such project yet.

There is no such volunteer network yet.

There is no such system... yet.

But what if we built it together?


The idea is simple.

Imagine naturally preserved foods—especially dried fruits—being delivered, free of charge, to people in need, anywhere in the world.

Every package would be environmentally friendly, preferably biodegradable, and clearly labelled with transparent information such as:

• Product name

• Region of origin

• Harvest date

• Drying date

• Other essential information


The most important principle

From the source of the product until it reaches a person in need,

no individual or organization requests or receives any fee, commission, profit, or financial benefit at any stage.

The grower...

The processor...

The packager...

The transporter...

The volunteer who delivers it...

Everyone contributes voluntarily.

This is not a business model.

It is a model of solidarity.


No owner...

No leader...

No hero...

If this dream ever becomes reality,

it should belong to no one.

There should be no owner.

No leader.

No one seeking profit, fame, prestige or personal recognition through it.

Because some ideas are not meant to be owned.

They are meant to be shared.


Why "The Food Prince 👣"?

The project is called The Food Prince 👣.

Its logo features a pair of footprints, a subtle reference to the English word itself.

We imagine these footprints to belong to a baby, symbolizing innocence, new beginnings, hope, future generations, and the positive footprints humanity can choose to leave behind.


Everyone can contribute

Anyone, anywhere in the world, is welcome to participate by embracing the same name, the same logo concept, and the same core principles.

Whether you are

a farmer,

a food producer,

a designer,

a programmer,

a driver,

a packaging specialist,

a translator,

a student,

a retiree,

or simply someone who wishes to help—

your knowledge, profession, skills, experience or available resources can become part of this global volunteer network.

This belongs to everyone.


O Bem Maior

This idea follows the same spirit as O Bem Maior (The Greater Good).

Because the most important question is not,

"What will I gain?"

but,

"What can we make possible together?"

In that sense, The Food Prince could become a practical example of the #CollaborativeSolidarityOrder that I dream about.


A salute...

With respect and gratitude, I salute all the people and initiatives around the world who have devoted themselves to reducing hunger, sharing food, and strengthening voluntary solidarity.

A special greeting as well to the volunteers of #FoodNotBombs.

Our methods may not be identical, yet we share a belief that food, compassion and solidarity should always prevail over indifference.


Humanity's future does not depend on producing more...

It depends on sharing what already exists more fairly.

There is no such network yet.

But there could be.

Together.

🌍

#TheFoodPrince

#OnlyThePeople

#CollaborativeSolidarityOrder

#OBemMaior

#TotalBoycottWorldwide

kRasNi siRius a.k.a. 'Kırmızı' Nazmî Akyıldız

✰TR✰i✰P3✰A✰rt✰

18.07.2026

#HiçbirineOyYok [2nd Version]

 

kRasNi siRius a.k.a. 'Kırmızı Nazmî Akyıldız - Durum Güncellemesi (16-18 Temmuz 2026)

 Mesele Türkiye de Değil. Dünya da Değil. Mesele İnsanlığın Bilinci.


Bugün Türkiye'de yaşanan da, dünyanın herhangi bir başka köşesinde yaşanan da birbirinden kopuk değildir.

Bir yerde insanlar aç bırakılır.

Bir yerde bombalanır.

Bir yerde borçlandırılır.

Bir yerde birbirine düşman edilir.

Bir yerde korkuyla yönetilir.

Bir yerde umut satılır.

Yöntemler değişir.

Sahne değişir.

Diller değişir.

Fakat insanın irâdesini kendisinden uzaklaştıran mekanizma değişmez.

İnsanlık çok uzun zamandır kendi hayatının öznesi olmaktan çıkarılıp seyircisine dönüştürülmektedir.

Konuşuyoruz.

Tartışıyoruz.

Taraf oluyoruz.

Tepki veriyoruz.

Fakat çok azımız, bütün bunların ötesine geçip şu soruyu soruyor:

İnsan neden kendi geleceğini doğrudan belirleyemiyor?

Bugün teknoloji bunun önünde engel değildir.

Bilgi bunun önünde engel değildir.

İletişim bunun önünde engel değildir.

Engel, insanlığın kendi gücünü başkalarına devretmeye şartlandırılmış olmasıdır.

İşte kırılması gereken zincir budur.

Benim için artık esas mesele, hangi ülkenin haklı olduğu değildir.

Hangi ideolojinin kazanacağı değildir.

Hangi ekonomik modelin uygulanacağı da değildir.

Esas mesele, insanın yeniden kendi vicdânına güvenmeyi öğrenmesidir.

Çünkü vicdân devredilemez.

Akıl temsil edilemez.

Sorumluluk vekâletle yaşanamaz.

İnsanlık, kendisini yeniden hatırlamak zorundadır.

Birbirini rakip olarak değil; aynı bütünün farklı parçaları olarak gören bir bilinç gelişmediği müddetçe, üretilen her çözüm yeni bir soruna dönüşecektir.

Kozmozda hiçbir yıldız diğerinin efendisi değildir.

Hiçbir galaksi diğerini temsil etmez.

Doğa, tahakküm üzerine değil; denge üzerine kuruludur.

İnsan da bu bütünün dışına düşmüş ayrıcalıklı bir varlık değildir.

Aynı yasaların içindedir.

Bu yüzden önümüzdeki mesele siyâsal değil; ahlâkîdir.

Ekonomik değil; vicdânîdir.

Yerel değil; evrenseldir.

Ve evrensel olduğu kadar kozmiktir.

Artık birbirimizi hangi kimlikle tanımladığımız değil, hangi bilinçte buluştuğumuz önemlidir.

İnsanlığın önünde duran gerçek eşik budur.

Gerisi ayrıntıdır.

#SâdeceHalk

İnsanlığın kendisini yeniden hatırlama vakti gelmiştir


16.07.2026






Hayır yâni, hadi "müzik ve 'piyasa'" konusunu pek sorgulamamış insanlar çok anlayamayabilir tabi, ama belirli yerlere belirli miktarlarda para yatırınca osuruk da kaydetsen, afedersin, öyle ya da böyle bunun bile yine bissürü 'dinleyeni' ve tâkipçisi olacağını müzisyen arkadaşlar kadar birçok insan da artık gâyet de iyi biliyor bugün.
Ve hayır, konu kimin kaç enstrümanı ne kadar iyi çalabildiği de değil, bestelerinin veyâ sesinin, ya da dansının, yahutta kıyâfetlerinin veyâ hikâyesinin, ya da söyleminin ve savunduklarının/karşı olduklarının neler ve nasıl olduğu ve niteliği de değil.
Bir sirk hayvanı olmak isteyip istememekle ilgili biraz.
Mâlûm, "sirklerde hayvan" durumunun o hayvanlar için bir işkence olduğunu artık kimse inkâr edemez.
Ne var ki, kimi insan bu duruma gönüllü olarak atlıyo, sonra da "yok yav, gâyet iyiyim, çok mutluyum, bu başarı için başta Tanrı'ya, ve tabi âileme, ve bu imkânları bana sağlayan herkese, ve elbette beni bu yolda yalnız bırakmayan dinleyicilerime ..." gibi klişe cümlelerin arkasına saklanarak - ve bu tabi aslında sâdece müzik için değil, tüm sanat dalları için de geçerli -, kendisini sürekli rekâbet hâlinde olması gereken bir yarış atı misâli bir ürüne dönüştüren o 'piyasa' denen şeyin de arkasındaki 'sistemi' sorgulamaktan kaçar, ya da bu sorgulayışı bile satacak bir şarkının, filmin, şiirin, kitabın ya da resmin malzemesi olarak kullanır, alternatif medyadaki arkadaşların işlerini sürdürebilmek adına asla tüm gerçeği konu edemedikleri gibi de ama aslâ tüm gerçeği konu edemezler, çünkü o zaman yedikleri çanağa sıçmış sayılırlar, zor yâni.
Akışına bırakmak ve tadını çıkarmaya çalışmak da bi avuntu, bi seçenek elbette, 'takmadan', ya da tâkipçilerden gelen olumlu geri bildirim ve deneyimlenen interaksiyonu bir anlamda kutsallaştırıp bi noktada hepbirlikte bi tür Nirvana'ya erişileceği gibi sübliminal de olsa bir vaat etrafına kurulu bir "biz bir âileyiz" enerjisini devam gerekçesi/bahânesi yapanlar da var meselâ.
Eskiden şirketler, menajerler ve prodüktörler falan olmadan ortaya bir 'sanatçı' da çıkamıyorken, bugün tekbaşına sayısız ergen tek bir cep telefonuyla onbinlerce, yüzbinlerce, hattâ milyonlarca insana sunmak üzere 'içerik' hazırlıyor artık, ama bunun psikolojik baskısı pek konuşulmuyor, birer gönüllü oyalayıcıya dönüşmüş olma durumunun da, bunun üzerinden para kazanabiliyor olmanın câzipliği karşısında çok da sorgulanası gelmiyor belli ki.
Ben yılllardır "hadi hepbirlikte bi durup her şeyi bi konuşalım" dedikçe benim için "bu da kafayı sıyırmış herhâlde, baksana, ah zavallım, kıyamam" diye düşünen de az değil, biliyorum, "sen niye artık bişeyler yapmıyosun, çok iyi yerlere gelmeyi hak ediyosun bence, zeki adamsın, niye bu işi adam gibi kovalamıyosun" şekli akılları sıra ilgi ve şefkat gösterdiklerini sananlar da az değil, son dönemde de işte mâlûm "senin yapay zekâ kullanmaya ihtiyâcın yok ki, bi stüdyoya girsen, Prince gibi adamsın, her şeyi kendin çalıp istersen ayda on albüm bile yaparsın" diyen de yok değil öte yandan hâlâ, ve fakat ama yâni şimdi benim yapay zekâyı ihtiyâcım varmış diye kullandığımı sanabiliyor olmalarına mı üzülüp kızayım, "belki bu şekilde meşhur olabilirim" gibi salakça bir düşünceye kapılmış olabileceğime inanabiliyor olmalarına mı güleyim, bilemedim.
Neyse, sonuç olarak, beni tanıyanlara ve henüz tanıyamamış olan herkese de şunu tekrar deklere etmek isterim ki, ben belirli yerlere belirli miktarlarda paralar yatırıp o 'piyasa' denen şeye dâhil olmiycağm aslâ, yok kaç tık almış şarkılarım, yok kaç para kazanmışım falan, ülen yalan diyoz, bu hayat yalan, benden evvel de demiş birçok insan zâten, niye kendimi de, insanları da kandırmaya çalışayım ki?
Ha, bi durup hepbirlikte her şeyleri konuşur ve ısrar ve talep ettiğim toplu reddedişte birleşerek mevcut mekanizmayı durdururuz, o zaman hayat gerçeğe dönüşür tabi, o başka, ama böyle bu şekilde maalesef, bu oyunda yokum.
Ha, karaladıkça, bişeyler yaptıkça paylaşıyom, bakan bakar, beleş zâten, öyle kendi aramızda ufak tefek paslaşmalar da olabiliyo, normal ve doğal bunlar sonuçta, ama kendimi kimseciklere kanıtlama ihtiyâcım yok vallâ zerre kadar, niye öyle saçma bir kaygıya düşeyim ki ayrıca, "ne iş yapıyon?" - hiçbi 'iş', devrim şart, devrim, dünya çapında, ideolojik bir isim etiket başlık ve hattâ hiçbir 'lider' falan da olmadan, #SâdeceHalk olarak, devrim şart, yoksa boş yâni, vallâ boş, baksana, çocukları öldürüyolar her gün hiç acımadan, hattâ ne acıması, dans ederek falan, birileri de "Mekke'de Medine'de ne değişik taharet muslukları varmış" diye video yapıp viral oluyo, kaosa bak, olmaz böyle abiciğm, bu yanlış.

18.07.2026 


#HAKANTOSUNaNeOldu? | 18.07.2026

>>>Gazeteci ve belgeselci Hakan Tosun'un sokak ortasında vahşice dövülerek katledilmesi, sanıkların iddialarının aksine planlı ve öldürme kastıyla hareket edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Videodaki bağımsız sanatçı Nazmi Ayıldız'ın da vurguladığı üzere, "mahallenin bekçiliği" rolüne soyunup insanları sokak ortasında öldüresiye dövüp bırakmak hiçbir hukuki, insani ya da ahlaki kalıba sığmamaktadır.


Olayın arkasındaki gerçekler ve dava sürecinde ortaya çıkan çelişkiler şu şekildedir:


## Sanıkların "Haklılık" İddiaları ve Adli Tıp Raporu

* "Hafifçe Vurduk" Yalanı: Tutuklu sanıklar Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin, mahkemedeki ifadelerinde Hakan Tosun'a yalnızca "hafifçe vurduklarını, dürttüklerini" iddia etmişlerdir. Ayrıca Tosun'un "uygunsuz hareketler yaptığını ve alkol/uyuşturucu etkisinde olduğunu" öne sürerek suçtan kaçmaya çalışmışlardır.

* Gerçek Adli Tıp Raporu: [Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu], sanıkların tüm iddialarını çürütmüştür. Rapora göre Hakan Tosun'un kanında uyuşturucuya rastlanmamış; ölümünün "şiddet kaynaklı ağır kafa travması" sonucu gerçekleştiği kesinleşmiştir. Tosun'un kafatasında, yüz kemiklerinde, göz çukurunda ve boyun omurgasında kırıklar; beyninde ise ağır kanama ve ezilme tespit edilmiştir. Bu tablo, basit bir "uyarı" veya arbede değil, doğrudan cana kasteden örgütlü bir linç girişimidir.


## Neden Polis Çağırmadılar?

Normal şartlarda rahatsız olunan bir durum karşısında kolluk kuvvetlerine haber verilir. Ancak kamera kayıtları ve tanık beyanları, sanıkların amacının düzeni sağlamak değil, şiddet uygulamak olduğunu kanıtlamaktadır. Üstelik darp sonrasında bilinci kapalı, kimliği ve telefonu kayıp haldeki Hakan Tosun'u ölüme terk edip kaçmışlardır. Tosun, hastaneye kaldırıldığında üzerinden kimlik çıkmadığı için ailesine ancak 27 saat kadar sonra haber verilebilmiştir.


## Davadaki Karanlık Noktalar ve Güncel Durum

* Motosikletli Üçüncü Kişi: Videoda ve aile avukatlarının beyanlarında sıkça geçen, olay anında orada bulunan motosikletli bir üçüncü kişi (Y.Ö.) bulunmaktadır. Aile bu kişinin bir "infaz timi" gibi hareket ettiğini belirtmesine rağmen, şahıs sadece "tanık" olarak dinlenmiş ve serbest bırakılmıştır. 

* Kabarık Suç Kayıtları: Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın temmuz ayındaki son duruşmasında, sanıkların geçmişte onlarca suç kaydı olduğu ortaya çıkmıştır.

* Yargılama Süreci: Sanıklar hakkında haksız tahrik indirimleri uygulanmaya çalışılsa da aile ve hak savunucuları davanın "kasten öldürme" suçundan tavizsiz şekilde müebbet hapisle sonuçlanmasını talep etmektedir. Mahkeme sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vermiş ve bir sonraki duruşmayı Eylül ayına ertelemiştir. 


Toplumda adalete olan güveni sarsan bu tür sokak şiddeti olaylarında, suçluların "iyi hal" veya "tahrik" gibi bahanelerin arkasına sığınarak serbest kalmaması için kamuoyu desteği büyük önem taşımaktadır.

<<<