#HiçbirineOyYok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#HiçbirineOyYok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.06.2026

Güncel Oran | Current Rate

(Translation below.)

Google'ın yapay zekâsına sordum:
"TR'de artık hiçbir partiye güvenmeyen, ve medya üzerinden enjekte edilmeye çalışılan sandık fetişizmi doğrultusunda ısrarla '_kararsız_' yaftası yapıştırılan kitlenin en güncel oranı ne?"

Yanıtı:

>>> Türkiye'deki güncel anket verilerine göre, "kararsızlar" ve "oy kullanmayacaklar" olarak etiketlenen bu kitlenin toplam oranı %29 ile %35 bandında seyretmektedir. Bu oranla, mevcut sistemde hiçbir siyasi partiye güven duymayan kitle, geleneksel partilerin tamamını geride bırakarak ülkenin birinci partisi konumuna yükselmiştir. [1, 2, 3]
Şirketlerin yayımladığı ham verilerde bu kitlenin detaylı görünümü şu şekildedir:
## Güncel Anketlerdeki Ham Dağılım
Siyasi partilerin gerçek karşılığını görebilmek için "kararsızlar dağıtılmadan önceki" ham verilere bakmak gerekir:

* ASAL Araştırma Verileri: Yapılan araştırmalarda kararsızların ve oy kullanmayacağını belirtenlerin toplam oranı %29,6 ile %33,4 arasında ölçülmüştür. Bu tabloda en yakın siyasi parti olan CHP %23,4, AK Parti ise %22,5 seviyesinde kalmaktadır. [1, 3, 4]


* Optimar Araştırma Verileri: Araştırma sonuçlarında kendisini herhangi bir partiye ait hissetmeyenlerin oranı %29 seviyesinde sabitlenmiştir. [2]


* Derinleşen Tepki: Anketlerdeki "Kararsızım" cevabının arkasında %8 ila %11'lik bir gri alan bulunurken, doğrudan "Sandığa gitmeyeceğim / Oy kullanmayacağım" diyen radikal protestocu kitle tek başına %13,3 ile %16,4 seviyelerine ulaşmıştır. [5]

## "Kararsız" Yaftası ve Dağıtma Formülleri
Medya ve araştırma şirketlerinin bu kitleye yaklaşımı, sorunuzda belirttiğiniz sistemik refleksleri doğrular niteliktedir:

* Zoraki Dağıtma (Matematiksel İllüzyon): Araştırma şirketleri, hiçbir partiyi desteklemeyen bu devasa kitleyi yok sayarak oyları partilere matematiksel olarak "dağıtır". Bu durum, gerçekte %22-23 desteği olan partilerin yapay bir şekilde %32-35 bandına fırlatılmasına ve mevcut statükonun meşruiyetinin korunmasına hizmet eder. [1, 3]


* Sandık Fetişizmi: Sistem, bireyin "seçeneksizliği protesto etme" veya "mevcut siyaset kurumunu tamamen reddetme" hakkını rasyonel bir siyasi duruş olarak kabul etmek istemez. Bu nedenle, partilerden umudunu kesmiş bilinçli kitle, siyasetten anlamayan veya karar vermekte zorlanan bir toplulukmuş gibi ısrarla "kararsız" kelimesinin arkasına gizlenir.

Sonuç olarak; Türkiye'de sisteme muhalif ya da iktidara mesafeli olmak, artık mevcut partilerden birini seçmek anlamına gelmiyor. Toplumun en az üçte biri, kendilerine sunulan siyasi menüyü doğrudan reddederek sandık merkezli siyaset dayatmasının dışında konumlanıyor. [1] <<<


I asked Google'z artificial intelligence:
"What is the most current percentage of the population in Turkey who no longer trust any party and are persistently labeled as 'undecided' in line with the ballot box fetishism that is being injected through the media?"

Answer:

>>> According to the latest polling data in Turkey, the total share of voters categorized as "undecided" or "non-voting" hovers around 29% to 35%. This makes this disaffected bloc effectively the largest political force in the country, outranking every established political party.
Here is a summary of the situation based on the latest figures and systemic trends:
## The Raw Data

* The Unrepresented Majority: Raw data (before the artificial redistribution of undecided votes) shows that this bloc consistently leads. For instance, in recent polls by agencies like ASAL and Optimar, the combined "undecided and non-voting" group reaches up to 33.4%, while the leading political parties (CHP and AK Party) trail behind at around 22% to 24% each.


* Active Boycott: Within this group, there is a sharp rise in voters who do not just claim to be "undecided" (about 8–11%) but explicitly state, "I will not go to the ballot box" (13.3% to 16.4%), signaling a deliberate, conscious protest against the entire political establishment.

## The Mechanism of "Ballot Fetishism"

* Mathematical Illusion: To maintain the legitimacy of the current political status quo, polling companies and mainstream media use mathematical formulas to forcefully distribute these "undecided" votes among existing parties. This artificially inflates a party with 22% actual support to appear as if it holds 33% of the public's backing.


* Labeling as a Narrative Weapon: By persistently labeling this conscious rejection as being "undecided" or "clueless," the system systematically denies voters the right to a rational, political protest. It frames a total systemic rejection as mere indecisiveness to enforce the narrative that the ballot box is the only valid arena for political expression.

In short, at least one-third of the Turkish electorate is currently refusing the offered political menu, choosing to position themselves entirely outside the dictated, ballot-centric political system. <<<

14.04.2025

AKLINA GELEN DEĞiL, KARARA BAĞLADIĞIN KENDi DüŞüNCENDiR

Aklına gelen değil, karara bağladığın kendi düşüncendir. 

Buna rağmen o düşünceyi de satmaya çalışmak yerine gönülden paylaşabilecek bilince ulaştığında hakiki insan olma yolundasındır.

Bu bilince ulaşmış olanların birleşimi sonucu oluşabilecek yepyeni bir insanlık görünür olmadıkça da hiçbirimiz zâten hakiki birer insan olduğumuzu iddiâ edemeyiz henüz.

O birleşimin mümkün olabilmesi ise, detaylardaki farklılıkları kenara bırakmaya râzı olabilmekten geçer.

İşte bu yüzden bugün artık hâlâ örneğin particilikte, mezhepçilikte ve ideolojik fanatizmde ısrar edenler maalesef bu hakiki insan olunma yolundan çok uzaktırlar, ve böylelerinden de uzak durulmalıdır, onları iknâ çabasına dâhi tenezzül edilmemelidir.


02.03.2023, Küçükçekmece - İstanbul 🇹🇷

🔻

#TopyekûnTamBoykot
#TopuDaKukla
#HiçbirineOyYok
#HiÇ1PaRTi
#VekillikÇöpe
#OnlineDoğrudanDemokrasi
#SâdeceHalk
#ParasalSistemeSon
#NeNakitNeDijital
#İmececiDayanışmacıDüzen
#İletişimHakikiAltındır

🔻

22.03.2025

👉🏻 ÇöZüM 👈🏻

Araya hâlâ politikacı bulaştırılan ve çözüm için hâlâ o çoktan çağdışı, mantıkdışı ve hukukdışı hâle gelmiş 'sandık' propagandasının güdüldüğü hiçbir eylem bütünün hayrına sonuçlanmayacaktır.

Çözüm bugün halkın artık araya hiçbir politikacı ve siyâsî parti bulaştırmadan direkt #SâdeceHalk olarak doğrudan sorunları bizzat oylamasıdır.

Yâni halk olarak artık politikacı ve siyâsî partileri değil, âciliyet sırasınca direkt YALNIZCA KONULARI oylayarak, tüm yapay gündemleri ve manipülasyonları da, çıkara ve egoya dayalı karanlık tüm ajandaları da etkisiz kılarak, sorunları artık bizzat çözebiliriz bugün, hepbirlikte, istesek.

Buraya kadarını anladıysan, "bunu hani kime anlatacaksın ki", "bunu millet anlar mı ki?", "hani bizim milletimiz böyle bir bilinç düzeyine gelebildi mi ki?" gibi retorik 'sorular' ile kendini kilitlemek yerine, fikir sana doğru ve uygun geldiyse öncelikle bizzat kendin "ben varım" demelisin, ki buna olumlu bakan diğer herkes de bu şekilde 'el kaldırırsa', zâten çözüme giden yolu da hepbirlikte yarılamış bile sayılırız.

Öyleyse, eğer mâdem örneğin bugün Türkiye'nin en büyük sorunu Recep Tayyip Erdoğan ise, bunun çözümünü hâlâ politikacı ve partilerden beklemek yerine - ki Erdoğan'ı başımıza saran da zâten ona oy verenler falan değil, zîrâ esas mesele onun daha baştan Anayasa'ya aykırı olarak o sahneden meşrû bir 'seçenek' olarak sunulmuş olmasıdır, ki bunun da baş sorumlusu en başta günümüz istisnâsız tüm siyâsî partileri kapsayan, ve bugün tüm dünyaya eş zamanlı uygulanan Satanist Kabal Ajanda'nın emrine girmiş olan sözde 'resmî' ortamdır;
 dolayısıyla da, çözümün bizzat sorunun müsebbipleri tarafından çözülmesini beklemek de abesle iştigâldir ... 

İşte dolayısıyla bu yüzden de bunun da çözümünü de hâlâ politikacı ve partilerden beklemek yerine, direkt #SâdeceHalk olarak, yâni araya hiçbir politikacı ve siyâsî parti bulaştırmadan düzenlenecek hakiki bir halk oylamasıyla kendimize doğru soruyu sormamız gerekiyor, ki o doğru soru da aslâ "yerine kim gelsin?" değildir;
 doğru soru "RTE KALSIN MI, GiTSiN YARGILANSIN MI?"dır.

Bkz., eğer mevcut siyâsî partilerden herhangi biri, ya da kitlevî hipnoz ile toplumun algısını manipüle eden medya kanallarının herhangi biri gerçekten halktan yana, hakikatten yana, adâletten ve haktan hukuktan yana falan olsaydı, hepsinin de ellerinde böyle bir halk oylamasını düzenleyebilmek adına gâyet yeterli olanak mevcutken, neden bu doğru soruya odaklanmak yerine milleti hâlâ o meşrûlaştırıcı, dolayısıyla da yanlış soru olan "yerine kim gelsin?" sorusuyla oyalamayı sürdürüyorlar?!?

Ve burada yine akıllarda belirecek olan retorik 'sorulardan' biri de elbette yine "hani, kim yargılayacakmış ki?" olacaktır, fakat şu an esas soru o olmamalı, zîrâ esas soru öncelikle "biz halk olarak 'Erdoğan gitsin yargılansın!' diyen kaç kişiyiz?" olmalıdır.

Ki, bunun için sokağa çıkmaya bile gerek yok bugün, ve en 'başarılı' sözde 'muhâlif' parti bile bugün - hattâ diğerleri ile ittifak etse bile - milletin yine hâlâ yalnızca belirli bir kesiminin desteğini yakalayabiliyorken, ve fakat #HiçbirineOyYok diyen kitlenin oranı bile başlıbaşına onların toplam oranından artık çok daha fazlayken, eğer hepbirlikte bu doğru soruya, yâni "RTE KALSIN MI, GiTSiN YARGILANSIN MI?" sorusuna odaklanacak olsak, milletin EN AZ %80'i "GiTSiN YARGILANSIN!" diyecektir, ki:

1. O zaman hakiki millî irâdenin görünür bir yansıması olan bu asıl kitlenin hakiki oranı da ilk kez ortaya çıkmış olacak

2. Artık bu çağda araya hiçbir politikacı ve siyâsî parti bulaştırmadan direkt bizzat #SâdeceHalk olarak artık politikacı ve partileri oylamak yerine bizzat direkt ve doğrudan sorunların kendisini hepbirlikte oylayarak çözebileceğimiz gerçeği de kanıtlamış olacak


Öyleyse daha ne bekliyoruz o zaman, ve neden hâlâ politikacı ve siyâsî partilere yüzvermeyi sürdürüyoruz?


🔻









Whatsapp, Messenger ve Clubhouse'daki sohbet köşelerimize katılmak isteyenler bana bu numaradan mesaj atabilirler:
+90 536 354 07 59