Mesele Türkiye de Değil. Dünya da Değil. Mesele İnsanlığın Bilinci.
Bugün Türkiye'de yaşanan da, dünyanın herhangi bir başka köşesinde yaşanan da birbirinden kopuk değildir.
Bir yerde insanlar aç bırakılır.
Bir yerde bombalanır.
Bir yerde borçlandırılır.
Bir yerde birbirine düşman edilir.
Bir yerde korkuyla yönetilir.
Bir yerde umut satılır.
Yöntemler değişir.
Sahne değişir.
Diller değişir.
Fakat insanın irâdesini kendisinden uzaklaştıran mekanizma değişmez.
İnsanlık çok uzun zamandır kendi hayatının öznesi olmaktan çıkarılıp seyircisine dönüştürülmektedir.
Konuşuyoruz.
Tartışıyoruz.
Taraf oluyoruz.
Tepki veriyoruz.
Fakat çok azımız, bütün bunların ötesine geçip şu soruyu soruyor:
İnsan neden kendi geleceğini doğrudan belirleyemiyor?
Bugün teknoloji bunun önünde engel değildir.
Bilgi bunun önünde engel değildir.
İletişim bunun önünde engel değildir.
Engel, insanlığın kendi gücünü başkalarına devretmeye şartlandırılmış olmasıdır.
İşte kırılması gereken zincir budur.
Benim için artık esas mesele, hangi ülkenin haklı olduğu değildir.
Hangi ideolojinin kazanacağı değildir.
Hangi ekonomik modelin uygulanacağı da değildir.
Esas mesele, insanın yeniden kendi vicdânına güvenmeyi öğrenmesidir.
Çünkü vicdân devredilemez.
Akıl temsil edilemez.
Sorumluluk vekâletle yaşanamaz.
İnsanlık, kendisini yeniden hatırlamak zorundadır.
Birbirini rakip olarak değil; aynı bütünün farklı parçaları olarak gören bir bilinç gelişmediği müddetçe, üretilen her çözüm yeni bir soruna dönüşecektir.
Kozmozda hiçbir yıldız diğerinin efendisi değildir.
Hiçbir galaksi diğerini temsil etmez.
Doğa, tahakküm üzerine değil; denge üzerine kuruludur.
İnsan da bu bütünün dışına düşmüş ayrıcalıklı bir varlık değildir.
Aynı yasaların içindedir.
Bu yüzden önümüzdeki mesele siyâsal değil; ahlâkîdir.
Ekonomik değil; vicdânîdir.
Yerel değil; evrenseldir.
Ve evrensel olduğu kadar kozmiktir.
Artık birbirimizi hangi kimlikle tanımladığımız değil, hangi bilinçte buluştuğumuz önemlidir.
İnsanlığın önünde duran gerçek eşik budur.
Gerisi ayrıntıdır.
#SâdeceHalk
İnsanlığın kendisini yeniden hatırlama vakti gelmiştir
16.07.2026
Hayır yâni, hadi "müzik ve 'piyasa'" konusunu pek sorgulamamış insanlar çok anlayamayabilir tabi, ama belirli yerlere belirli miktarlarda para yatırınca osuruk da kaydetsen, afedersin, öyle ya da böyle bunun bile yine bissürü 'dinleyeni' ve tâkipçisi olacağını müzisyen arkadaşlar kadar birçok insan da artık gâyet de iyi biliyor bugün.
Ve hayır, konu kimin kaç enstrümanı ne kadar iyi çalabildiği de değil, bestelerinin veyâ sesinin, ya da dansının, yahutta kıyâfetlerinin veyâ hikâyesinin, ya da söyleminin ve savunduklarının/karşı olduklarının neler ve nasıl olduğu ve niteliği de değil.
Bir sirk hayvanı olmak isteyip istememekle ilgili biraz.
Mâlûm, "sirklerde hayvan" durumunun o hayvanlar için bir işkence olduğunu artık kimse inkâr edemez.
Ne var ki, kimi insan bu duruma gönüllü olarak atlıyo, sonra da "yok yav, gâyet iyiyim, çok mutluyum, bu başarı için başta Tanrı'ya, ve tabi âileme, ve bu imkânları bana sağlayan herkese, ve elbette beni bu yolda yalnız bırakmayan dinleyicilerime ..." gibi klişe cümlelerin arkasına saklanarak - ve bu tabi aslında sâdece müzik için değil, tüm sanat dalları için de geçerli -, kendisini sürekli rekâbet hâlinde olması gereken bir yarış atı misâli bir ürüne dönüştüren o 'piyasa' denen şeyin de arkasındaki 'sistemi' sorgulamaktan kaçar, ya da bu sorgulayışı bile satacak bir şarkının, filmin, şiirin, kitabın ya da resmin malzemesi olarak kullanır, alternatif medyadaki arkadaşların işlerini sürdürebilmek adına asla tüm gerçeği konu edemedikleri gibi de ama aslâ tüm gerçeği konu edemezler, çünkü o zaman yedikleri çanağa sıçmış sayılırlar, zor yâni.
Akışına bırakmak ve tadını çıkarmaya çalışmak da bi avuntu, bi seçenek elbette, 'takmadan', ya da tâkipçilerden gelen olumlu geri bildirim ve deneyimlenen interaksiyonu bir anlamda kutsallaştırıp bi noktada hepbirlikte bi tür Nirvana'ya erişileceği gibi sübliminal de olsa bir vaat etrafına kurulu bir "biz bir âileyiz" enerjisini devam gerekçesi/bahânesi yapanlar da var meselâ.
Eskiden şirketler, menajerler ve prodüktörler falan olmadan ortaya bir 'sanatçı' da çıkamıyorken, bugün tekbaşına sayısız ergen tek bir cep telefonuyla onbinlerce, yüzbinlerce, hattâ milyonlarca insana sunmak üzere 'içerik' hazırlıyor artık, ama bunun psikolojik baskısı pek konuşulmuyor, birer gönüllü oyalayıcıya dönüşmüş olma durumunun da, bunun üzerinden para kazanabiliyor olmanın câzipliği karşısında çok da sorgulanası gelmiyor belli ki.
Ben yılllardır "hadi hepbirlikte bi durup her şeyi bi konuşalım" dedikçe benim için "bu da kafayı sıyırmış herhâlde, baksana, ah zavallım, kıyamam" diye düşünen de az değil, biliyorum, "sen niye artık bişeyler yapmıyosun, çok iyi yerlere gelmeyi hak ediyosun bence, zeki adamsın, niye bu işi adam gibi kovalamıyosun" şekli akılları sıra ilgi ve şefkat gösterdiklerini sananlar da az değil, son dönemde de işte mâlûm "senin yapay zekâ kullanmaya ihtiyâcın yok ki, bi stüdyoya girsen, Prince gibi adamsın, her şeyi kendin çalıp istersen ayda on albüm bile yaparsın" diyen de yok değil öte yandan hâlâ, ve fakat ama yâni şimdi benim yapay zekâyı ihtiyâcım varmış diye kullandığımı sanabiliyor olmalarına mı üzülüp kızayım, "belki bu şekilde meşhur olabilirim" gibi salakça bir düşünceye kapılmış olabileceğime inanabiliyor olmalarına mı güleyim, bilemedim.
Neyse, sonuç olarak, beni tanıyanlara ve henüz tanıyamamış olan herkese de şunu tekrar deklere etmek isterim ki, ben belirli yerlere belirli miktarlarda paralar yatırıp o 'piyasa' denen şeye dâhil olmiycağm aslâ, yok kaç tık almış şarkılarım, yok kaç para kazanmışım falan, ülen yalan diyoz, bu hayat yalan, benden evvel de demiş birçok insan zâten, niye kendimi de, insanları da kandırmaya çalışayım ki?
Ha, bi durup hepbirlikte her şeyleri konuşur ve ısrar ve talep ettiğim toplu reddedişte birleşerek mevcut mekanizmayı durdururuz, o zaman hayat gerçeğe dönüşür tabi, o başka, ama böyle bu şekilde maalesef, bu oyunda yokum.
Ha, karaladıkça, bişeyler yaptıkça paylaşıyom, bakan bakar, beleş zâten, öyle kendi aramızda ufak tefek paslaşmalar da olabiliyo, normal ve doğal bunlar sonuçta, ama kendimi kimseciklere kanıtlama ihtiyâcım yok vallâ zerre kadar, niye öyle saçma bir kaygıya düşeyim ki ayrıca, "ne iş yapıyon?" - hiçbi 'iş', devrim şart, devrim, dünya çapında, ideolojik bir isim etiket başlık ve hattâ hiçbir 'lider' falan da olmadan, #SâdeceHalk olarak, devrim şart, yoksa boş yâni, vallâ boş, baksana, çocukları öldürüyolar her gün hiç acımadan, hattâ ne acıması, dans ederek falan, birileri de "Mekke'de Medine'de ne değişik taharet muslukları varmış" diye video yapıp viral oluyo, kaosa bak, olmaz böyle abiciğm, bu yanlış.
18.07.2026
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder